Kaygı Bozukluğu Nedir ?

Kaygı bozukluğu ruhsal bozuklukların tanısal ve işlevsel kitabı olan DSM-5’ e göre sadece bir endişe halinde olmak demek değildir. Kaygı bozukluğu bedeni ve zihni en az 6 ay boyunca rehin alan ve kontrol edilmesi zor olan bir süreçtir. DSM-5 kaygı bozukluğunu kas gerginliği, uyku bozukluğu gibi somut maddelerle tanımlıyor olsa da aslında anlatılmak istenen zihnin geleceğin oluşturduğu belirsizliği bir tehdit olarak algılayıp bununla mücadele etmekte zorlanmasıdır.
Kaygı bozukluğunun beden üzerindeki etkileri nelerdir ?
Yarın ne olacak diye düşündüğünüzde elleriniz terleyip vücudunuzdaki o garip hissi hatırlıyor musunuz ? Geleceğin belirsizliği kapsamında zihin hissettiği o hursuzluğu bedende sanki bir şeyler yanlış gidiyormuş gibi yansıtmaya başlar. Bu da bedenin bazı semptomlar yansıtmasına sebep olur.
Kaygı bozukluğu esnasında ortaya çıkabilen bedensel tepkilerden bazıları aşağıdaki gibidir.
- Ellerde terleme
- Göğüs sıkışması
- Yüz kızarması veya ani ısınma
- Boğazda bir yumru varmış ve yutkunmayı engelliyormuş gibi hissetme.
- Mide bulantısı ve yanması
- Ağız kuruluğu
- Ellerde ve vücutta titreme vb.
Kaygı bozukluğu esnasında ortaya çıkan bu tepkiler için neler yapılmalıdır ?
Öncelik olarak kaygı bozukluğu zihnin belirsizliğe karşı ortaya çıkardığı bir mücadeledir. Bu mücadele esnasında beynimizde bir iletişim kazası yaşanır. Amigdala ve prefrontal korteks bu iletişim kazasındaki başrollerdir.
Amigdala (Beynimizin Alarm Merkezi)
Beynimizin derinliklerinde bulunan ve badem şeklindeki bu küçük yapı, bizim “duygusal nöbetçimizdir“. Amigdalanın tek bir görevi vardır: Tehlikeyi farkedip bizi hayatta tutmaya çalışmak. Ancak kaygı bozukluğu olan bireylerde bu nöbetçi gereğinden fazla çalışır; rüzgarda sallanan bir yaprağı bile yaklaşan bir canavar sanıp tüm bedene “Savaş, kaç yada donakal!” emrini verir. Onun dilinde mantık değil, sadece hayatta kalma içgüdüsü mevcuttur.
Prefrontal Korteks (Beynimizin Yönetim Kurulu)
Bu bölge alnımızın hemen arkasında bulunur ve beynimizin “mantık ve analiz merkezi” yani bir nevi yetişkin tarafıdır. Plan yapma, karar verme ve duyguları dizginleme işi onun görevidir. Normal bir süreçte, amigdala korktuğunda prefrontal korteks devreye girer ve Sakin ol, bu sadece bir gölge, korkulacak bir şey yok diyerek sistemi yatıştırır.
Kaygı bozukluğu yaşandığında ise bu iki bölge arasındaki iletişim ve hiyerarşi bozulur. Prefrontal korteks, yani mantıklı olan ve yetişkin gibi davranan o bölge amigdaladan gelen devasa korku sinyallerine dayanamaz. Sanki beynin yönetim kurulu başkanı (prefrontal korteks), panik içindeki güvenlik görevlisinin (amigdala) bağırışlarını susturamıyormuş gibi bir durum oluşur. Sonuç olarak hiçbir mantıklı açıklaması olmayan ama bedenin gayet gerçek gibi hissettiği o yoğun kaygı ortaya çıkar.
Kaygı bozukluklarının tedavi yöntemleri nelerdir ?
Kaygı bozuklukları profesyonel ruh sağlığı uzmanlarından (psikolog, psikiyatrist) yardım alarak azaltılabilen bir psikolojik rahatsızlıktır.
Kaygı bozuklukları tedavisinde çok tercih edilen yöntemler ruh sağlığı uzmanları tarafından uygulanan psikoterapi uygulamalarıdır. Emdr, çözüm odaklı terapi, bilişsel davranışçı terapi, şema terapi bu psikoterapi uygulamarından bazılarıdır.
Kaygı bozukluğu tedavisi, sadece bedensel tepkileri bastırmak değil, zihnin işleyişini yeniden yapılandırma sürecidir. Moden psikolojinin günümüzde Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) gibi etkinliği kanıtlanmış yöntemleriyle, bireyin kaygılı düşüncelerine müdahale etmek ve yeniden inşa etmek mümkündür. Bu süreçte kullanılan maruz bırakma veya nefes egzersizleri gibi teknikler beynin alarm merkezi olan amigdalayı sakinleştirerek bedensel rahatlama sağlar. Bu iyileşme sürecindeki en kritik noktalardan biri ise desteğin kimden alındığıdır. Ruh sağlığı uzmanları (psikologlar ve psikiyatristler), kaygının kökenine inerek kişiye özel bir yol haritası çizerler.